QuizistKonu anlatımı, test ve birebir dersTüm konular

Ödün ve karşıtlık yapıları (albeit, much as, notwithstanding)

Yabancı Diller · İngilizce C1 · Sanat, Estetik ve Eleştiri
Bu konunun testini çözÖğretmenle dinle

Ders videosu

Konu anlatımı

C1 düzeyinde albeit, much as ve notwithstanding ile ödün ve karşıtlık kurmak, bir sanat savını hem kabul edip hem incelikle sınırlandırmayı sağlar.

Ücretsiz üye ol, hemen başla

Üyeler sınırsız test çözer, dersi dinler, Bir'e Bir ders alır ve ilerlemesini görür. Üye olmadan 20 dakika deneyebilirsin.

Ödün ve karşıtlık: C1'de ne yapabilirim?

Bu sahnede hangi iki durum aynı anda var gibi duruyor?

CEFR C1 can-do hedefi şudur: karmaşık bir konuda görüşümü ödün ve karşıtlık bağlaçlarıyla nüanslı biçimde ifade edebilirim; bir eseri överken sınırını da belirtebilirim. Ödün, gerçekliğin veya karşı görüşün bir parçasını kabul edip asıl savınızı yine de ayakta tutmaktır. Karşıtlık ise iki durumu yan yana koyarak farkı keskinleştirmektir. B2'de although, even though ve despite yeterlidir; C1'de daha seyrek, daha resmi ve daha esnek araçlar devreye girer: albeit (okunuşu: ol-bí-it), much as (okunuşu: maç ez) ve notwithstanding (okunuşu: nat-vid-stén-ding).

Dünyada bu konu çoğu zaman akademik yazma derslerinde concession başlığı altında öğretilir; amaç savı zayıflatmak değil, onu dürüstçe sınırlamaktır. Albeit Orta İngilizcedeki all be it kalıbından gelir, yani öyle olsa da demektir. Notwithstanding ise karşı durmamak anlamındaki öğelerin birleşmesidir. Günlük hayatta bir müze rehberi veya bir gazete yazarı tablo güçlüdür gerçi renkler soluktur demek istediğinde tam bu araçlara ihtiyaç duyar. Bir sonraki adım, bu yapıları sav, kanıt, ödün ve yanıt zincirine yerleştirmektir.

Örnek

A: What did you make of the new gallery? Türkçesi: Yeni galeri hakkında ne düşündün? B: It is ambitious, albeit crowded, and the lighting, much as I wanted to like it, felt harsh. Türkçesi: İddialı, gerçi kalabalık; ışıklandırmayı sevmek istememe rağmen sert geldi. A: Notwithstanding those flaws, the central painting stayed with me. Türkçesi: Bu kusurlara rağmen ortadaki tablo aklımda kaldı.

Albeit: kısa, zarif bir ödün

Resimdeki zıtlığı hangi tek sözcükle yumuşatarak bağlardınız?

Albeit günümüz İngilizcesinde çoğunlukla sıfat, zarf veya kısa bir öbekten önce gelir; although gibi uzun bir özne-yüklem cümlesi açmaz. Kalıp şöyledir: ana sav, ardından virgül, ardından albeit ve sınırlama. Örnek: The rooms are comfortable, albeit somewhat small. Türkçesi: Odalar rahat, gerçi biraz küçük. Başka bir somut kullanım: She accepted the role, albeit with visible hesitation. Türkçesi: Rolü kabul etti, gerçi görünür bir tereddütle. Telaffuz ipucu: vurgu ikinci hecededir, ol-Bİ-it; ilk heceyi uzatıp ikinciyi yutmayın.

Sık görülen bir metin türü sanat eleştirisidir. Bir öğrenci yazabilir: The choreography is inventive, albeit repetitive in the final act. Türkçesi: Koreografi yaratıcı, gerçi son perdede tekrarlı. Burada ödün, beğeniyi iptal etmez; tam tersine eleştirmeni adil gösterir. Albeit cümle başında tam bir yargı cümlesiyle (Albeit it was raining gibi) çağdaş düz yazıda doğal durmaz; bu, Türkçedeki her ne kadar yağmur yağsa da kalıbını bire bir taşıma isteğinden doğar. C1'de hedef, albeit ile kısa ve keskin bir sınır koymaktır, uzun bir yan cümle kurmak değil.

Örnek

Somut sergi notu: The portrait is striking, albeit unfinished around the hands. Türkçesi: Portre çarpıcı, gerçi ellerin çevresi bitmemiş. Diyalog: A: Was the lecture clear? Türkçesi: Konferans açık mıydı? B: Yes, albeit rather dense for a first encounter with the painter. Türkçesi: Evet, gerçi ressamla ilk karşılaşma için epey yoğundu.

Much as: duygulu ödün cümlesi

Doğadaki bu görüntü, bir şeyi kabul edip yine de karşı çıkmayı nasıl çağrıştırıyor?

Much as bir yan cümle açar ve çoğu zaman beğeni, saygı veya istekle çatışan asıl kararı bağlar. Kalıp: Much as + özne + yüklem, ana cümle. Örnek: Much as I admire the curator, I cannot defend this hanging of the works. Türkçesi: Küratörü ne kadar beğensem de eserlerin bu asılışını savunamam. Telaffuz: maç ez; as zayıf okunur, ez gibi. Bu yapı, Türkçedeki her ne kadar ... olsam da cümlesine yakındır ve C1 konuşmasında özellikle kişisel duruş bildirirken işe yarar.

Dikkat: much as ile as much as karışır. As much as sıklıkla miktar karşılaştırır: I do not enjoy this composer as much as you do. Türkçesi: Bu besteciden senin kadar hoşlanmıyorum. Oysa ödün anlamındaki Much as I enjoy this composer, I found tonight's tempo sluggish. Türkçesi: Bu besteciden ne kadar hoşlansam da bu akşamki tempo ağır geldi. Bir de benzerlik anlamı vardır: The plot unfolds much as in the original play. Türkçesi: Konu, asıl oyundaki gibi gelişir. C1 öğrencisi bağlamdan hangisinin ödün, hangisinin benzerlik veya miktar olduğunu ayırmayı öğrenir. Sanat dersinde ödün anlamı, eleştirmenin iç çatışmasını görünür kılar.

Örnek

Kısa diyalog: A: Will you recommend the film? Türkçesi: Filmi önerir misin? B: Much as I wanted to love it, the second half lost its nerve. Türkçesi: Sevmek istememe rağmen ikinci yarı cesaretini kaybetti. A: So a cautious no? Türkçesi: Yani temkinli bir hayır mı? B: Exactly, much as it pains me to say so. Türkçesi: Aynen, bunu söylemek ne kadar zoruma gitse de.

Notwithstanding: resmi ve esnek bir karşı duruş

Bu doğal zıtlık, bir engele rağmen devam eden durumu nasıl anlatır?

Notwithstanding üç biçimde çalışır ve üçü de C1 resmi yazısında görülür. Edat olarak: Notwithstanding the noise from the street, the quartet kept its focus. Türkçesi: Sokaktaki gürültüye rağmen dörtlü odaklanmasını korudu. Adöleden sonra da gelebilir: The noise notwithstanding, the quartet kept its focus. Türkçesi aynıdır; bu sona alma, özellikle hukuk ve akademik metinde yaygındır. Zarfla: The rehearsal went ahead notwithstanding. Türkçesi: Prova yine de yapıldı. Telaffuz: nat-vid-STEN-ding; vurgu stén üzerindedir, th sesi Türkçede s veya d arası bir sürtünmeyle verilir.

Anlamca despite ve in spite of yakındır ama ton daha ağır, daha yazılıdır. Günlük sohbette notwithstanding kulağa tören gibi gelebilir; oysa bir müze kataloğu, bir jüri raporu veya bir üniversite ödevi için tam yerindedir. Somut olay: bir öğrenci, okul korosunun salonu soğuk olduğu halde güçlü söylediğini yazacaktır. Notwithstanding the unheated hall, the choir produced a warm, even line. Türkçesi: Isıtılmamış salona rağmen koro sıcak ve düzgün bir çizgi yakaladı. Notwithstanding that ile tam cümle de kurulur ama bu en resmi uçtur ve C1'de ölçülü kullanılmalıdır.

Örnek

Jüri notu: Notwithstanding its uneven pacing, the production offers a memorable final image. Türkçesi: Düzensiz temposuna rağmen yapım akılda kalan bir son görüntü sunuyor. Diyalog: A: Should we cancel the outdoor reading? Türkçesi: Açık hava okumasını iptal edelim mi? B: The forecast notwithstanding, the poet still wants to perform. Türkçesi: Tahmine rağmen şair hâlâ sahne almak istiyor.

Sanat, estetik ve eleştiride üç yapıyı birlikte kullanmak

Bu karede uyum ile çatışma nasıl bir arada duruyor?

Estetik yargı nadiren tek yönlüdür: bir eser hem dengeli hem gerilimli, hem yenilikçi hem borçlu olabilir. C1 eleştirmeni bu çifte gerçeği tek paragrafta tutmak zorundadır. Albeit ayrıntıdaki kusuru kısa keser; much as eleştirmenin duygusunu öne alır; notwithstanding ise engele rağmen ayakta kalan başarıyı resmi dille kayda geçer. Dünyada sanat yazımı atölyelerinde öğrencilere önce beğen, sonra sınırla, sonra yine de değerini söyle sırası ezberletilir; bu sıra dilsel olarak tam bu üç araca denk düşer.

Somut bir tablo eleştirisi şöyle örülebilir. Önce gözlem, sonra ödün, sonra yargı. Öğrenci şunu yazabilir: manzara sakin durur ama fırça darbeleri huzursuzdur; kompozisyon klasiktir ama renkler çatışır. Bu, doğadaki uyum ve çatışmanın tuvale yansımasıdır ve dil de aynı dengeyi kurmalıdır. Yanlış anlama şudur: ödün cümlesi savı yok eder. Doğrusu tersidir; adil bir ödün, asıl yargıyı daha inandırıcı kılar. C1 can-do burada netleşir: dinleyen veya okuyan, sizin hem etkilendiğinizi hem ölçtüğünüzü aynı anda duyar.

Örnek

Kısa eleştiri metni: Much as the landscape appears calm, the brushwork is restless. The composition is classical, albeit crowded at the horizon. Notwithstanding this tension, the painting holds together as a single, breathing surface. Türkçesi: Manzara sakin görünse de fırça işi huzursuz. Kompozisyon klasik, gerçi ufukta kalabalık. Bu gerilime rağmen tablo tek ve nefes alan bir yüzey olarak duruyor.

Türkçe kaynaklı sık hatalar

Birinci hata, albeit ile tam bir Türkçe her ne kadar cümlesi kurmaktır. Albeit the museum was closed, we waited. doğal değildir. Doğrusu ya Although the museum was closed, we waited. ya da kısa öbekli We waited outside, albeit without much hope. Türkçesi: Dışarıda bekledik, gerçi pek umut olmadan. İkinci hata, despite of ve notwithstanding of üretmektir; Türkçedeki rağmen bir of istemez. Doğrusu despite the rain veya notwithstanding the rain şeklindedir. Üçüncü hata, much as ile as much as yer değiştirmektir; miktar cümlesi ödün cümlesi gibi okununca anlam kayar.

Dördüncü hata, üç aracı aynı resmiyet düzeyinde sanmaktır. Albeit yazılı ve zariftir ama günlük eleştiride de durur; much as konuşmada duygusal duruş için çok işe yarar; notwithstanding ise toplantı tutanağı, jüri metni ve ödev dili içindir. Beşinci hata, ödün bağlacını kullandıktan sonra ana cümlede yine aynı fikri tekrar etmektir; C1'de asıl yargı ödünden sonra net ve yeni olmalıdır. Alıştırma önerisi: bir filmi üç cümlede yazın; birinde albeit, birinde much as, birinde notwithstanding olsun ve her İngilizce cümlenin hemen altında Türkçesini kontrol edin.

Örnek

Yanlış: Albeit I like the actor, but the film is weak. Çift bağlaç ve yanlış albeit kullanımı. Doğru: Much as I like the actor, the film is weak, albeit visually polished. The weak script notwithstanding, his last scene is worth watching. Türkçesi: Oyuncuyu ne kadar sevsem de film zayıf, gerçi görsel olarak cilalı. Zayıf senaryoya rağmen son sahnesi izlemeye değer.

Sık yapılan yanlışlar

  • Yanlış: Albeit her yerde although yerine uzun yan cümle açar. Doğrusu: Çağdaş kullanımda albeit çoğunlukla kısa öbekten önce gelir; tam cümle için although veya much as daha doğaldır.
  • Yanlış: Much as ile as much as aynıdır. Doğrusu: Ödün anlamı çoğunlukla cümle başındaki much as ile gelir; as much as sıklıkla miktar karşılaştırır.
  • Yanlış: Notwithstanding günlük konuşmanın doğal parçasıdır ve of alır. Doğrusu: Bu sözcük resmi ve yazılı tona aittir; of almaz. Despite of da aynı Türkçe kaynaklı hatadır.
  • Yanlış: Ödün cümlesi asıl yargıyı iptal eder, o yüzden zayıf yazıdır. Doğrusu: Adil bir ödün yargıyı silmez; eleştirmeni ölçülü ve inandırıcı gösterir.

Bir adım ileri

Bir üst basamakta, C2'ye yaklaşırken aynı ödün mantığı daha uzun sav zincirlerine ve hukuk, felsefe, sanat kuramı metinlerine taşınır. Notwithstanding sözleşmelerde ve akademik dipnotlarda sıklaşır; devrik yapılar ve daha seyrek bağlaçlar devreye girer. Öğrenci artık tek cümle ödün değil, karşı görüşü özetleyip yanıtlayan paragraf yazar. Estetikte ise yargı, tarihsel bağlam ve izleyici deneyimi aynı metinde, çelişkileri gizlemeden tutulur.

Özet

Albeit, much as ve notwithstanding C1'de ödün ve karşıtlığı kısa, duygulu veya resmi kılan üç araçtır. Sanat eleştirisinde bir eseri hem kabul edip hem sınırlamak bu yapılarla doğal durur. Türkçeden gelen söz dizimi ve resmiyet kaymaları düzeltilince sav hem nazik hem net okunur.

Aynı ünitedeki konular

Sanat eleştirisi sözlüğü (composition, kitsch, sublime) ›