Yeteneklerini I can ve I can't ile anlatmak ve Can you...? ile nazik rica etmek, A1 düzeyinde günlük konuşmanın temelidir.
Üyeler sınırsız test çözer, dersi dinler, Bir'e Bir ders alır ve ilerlemesini görür. Üye olmadan 20 dakika deneyebilirsin.
Yeteneklerimi anlatıyorum: can ve can't
CEFR A1 can-do hedefi şudur: Kendi yeteneklerimi ve bir arkadaşımın yeteneklerini çok kısa cümlelerle söyleyebilirim. İngilizcede yetenek için temel sözcük can (yapabilmek) ve olumsuz hali can't (yapamamak)tır. Telaffuz ipucu: olumlu cümlede can çoğu zaman zayıf okunur, Türkçe harflerle kın gibi; vurgu asıl fiildedir. Olumsuz can't ise kaant gibi uzar ve net duyulur.
Kalıp basittir: özne + can veya can't + fiilin yalın hali. Fiilden sonra to gelmez. Doğru örnek: She can dance. (O dans edebilir.) Dünya genelinde A1 dersleri bu kalıbı önce spor ve sanat fiilleriyle öğretir: play (oynamak veya çalmak), swim (yüzmek), draw (çizmek), cook (yemek yapmak), sing (şarkı söylemek). Soru hali Can you swim? (Yüzebilir misin?) şeklindedir. Kısa cevaplar şunlardır: Yes, I can. (Evet, yapabilirim.) No, I can't. (Hayır, yapamam.)
Örnek
Sınıfta kısa bir tanıtım. Ali: I can play the guitar. (Ben gitar çalabilirim.) Ece: I can't play the guitar. I can draw. (Ben gitar çalamam. Ben çizebilirim.) Öğretmen: Can you sing, Ali? (Şarkı söyleyebilir misin, Ali?) Ali: Yes, I can. I can sing and I can play the guitar. (Evet, söyleyebilirim. Şarkı söyleyebilirim ve gitar çalabilirim.)
Parkta boş zaman ve yetenekler
Boş zaman, yetenek cümlelerinin en doğal evidir. Parkta top oynayan, koşan, fotoğraf çeken veya piknik hazırlayan akranlar I can cümlelerini canlı görür. A1 söz varlığı burada yeter: run (koşmak), play football (futbol oynamak), ride a bike (bisiklet sürmek), take photos (fotoğraf çekmek), play basketball (basketbol oynamak). Olumsuz da aynı derecede önemlidir: herkes her şeyi yapamaz ve bunu söylemek utanç değil, netliktir.
Tarihçe notu uydurma değildir: İngilizce can Eski İngilizcedeki cunnan kökünden gelir; bir zamanlar hem bilmek hem yapabilmek anlamındaydı. Bugün A1 düzeyinde yalnızca yetenek ve basit izin için kullanılır. Parkta bir öğrenci şöyle diyebilir: I can ride a bike but I can't play tennis. (Bisiklet sürebilirim ama tenis oynayamam.) Arkadaşı sorar: Can you run fast? (Hızlı koşabilir misin?) Cevap kısa tutulur: Yes, I can. veya No, I can't.
Örnek
Park diyaloğu. Deniz: Look! I can play football. (Bak! Futbol oynayabilirim.) Mert: Great! I can't play football. I can ride a bike. (Harika! Ben futbol oynayamam. Bisiklet sürebilirim.) Deniz: Can you take photos? (Fotoğraf çekebilir misin?) Mert: Yes, I can. I can take photos of the park. (Evet, çekebilirim. Parkın fotoğraflarını çekebilirim.)
Neşeli bir dış mekanda yetenek paylaşmak
Dış mekân etkinlikleri, A1 öğrencisine yetenek cümlelerini tekrar ettirmenin en eğlenceli yoludur. Dünya çapında birçok dil kitabı yetenek ünitesini piknik, spor günü veya okul şenliği sahnesiyle bağlar; çünkü hareket görünür, sözcük somuttur. Hedef hâlâ aynı can-do’dur: I can say what I can and cannot do. (Ne yapabildiğimi ve yapamadığımı söyleyebilirim.) Cümleler kısa kalır: I can jump. (Zıplayabilirim.) I can dance. (Dans edebilirim.) I can't climb. (Tırmanamam.)
Paylaşırken sıra ve nezaket de A1’in parçasıdır. Bir etkinlikte söz almak için Can I try? (Deneyebilir miyim?) demek yeter. Telaffuz ipucu: soru Can I çoğu zaman ken ay gibi bağlanır. Arkadaşını davet etmek için Can you dance with me? (Benimle dans edebilir misin?) kullanılır. Türkçe kaynaklı bir tuzak burada belirir: Türkçede -ebilmek hem yetenek hem izin karıştırılabilir; İngilizcede A1’de ikisi de can ile gelir ama bağlam cümleyi netleştirir. Yetenek: I can swim. İzin isteği: Can I go now? (Şimdi gidebilir miyim?)
Örnek
Şenlik diyaloğu. Eda: I can dance. Can you dance too? (Dans edebilirim. Sen de dans edebilir misin?) Can: No, I can't dance. I can jump and I can run. (Hayır, dans edemem. Zıplayabilirim ve koşabilirim.) Eda: Can I try with you? (Seninle deneyebilir miyim?) Can: Yes, you can! (Evet, yapabilirsin!)
Rica kalıplarını tekrarlıyorum: Can you...?
Yetenek sorusu ile rica sorusu A1’de aynı kapıdan girer: ikisi de Can you + yalın fiil ile kurulur. Fark anlamdadır. Yetenek: Can you swim? (Yüzebilir misin?) Rica: Can you help me, please? (Bana yardım eder misin, lütfen?) please (lütfen) sözcüğü ricayı nazik yapar; telaffuz pliz gibidir. Diğer A1 ricoları şunlardır: Can you open the window? (Pencereyi açabilir misin?) Can you repeat that, please? (Onu tekrar edebilir misin, lütfen?) Can you give me a pen? (Bana bir kalem verebilir misin?)
Rahat bir iç mekânda arkadaşlar yeteneklerini paylaşırken sürekli küçük ricada bulunur: su getirmek, kapıyı kapatmak, bir şarkıyı tekrar etmek. Kısa cevaplar yine aynıdır ama rica için ekstra nezaket eklenir: Yes, of course. (Evet, tabii.) Sorry, I can't. (Üzgünüm, yapamam.) of course of kors okunur. Bu tekrar, kalıbı ezberden çıkarıp ağza yerleştirir. Unutma: rica cümlesinde fiil yine yalındır; Can you to help me? denmez.
Örnek
İç mekân diyaloğu. Selin: I can cook. Can you give me a plate, please? (Yemek yapabilirim. Bana bir tabak verebilir misin, lütfen?) Berk: Yes, of course. Here you are. (Evet, tabii. Buyur.) Selin: Thanks. Can you open the window, please? (Teşekkürler. Pencereyi açabilir misin, lütfen?) Berk: Sorry, I can't. I can open the door. (Üzgünüm, açamam. Kapıyı açabilirim.)
Etkinlik merkezinde yetenek ve rica birlikte
Gerçek hayatta yetenek cümlesi ile rica cümlesi yan yana durur. Bir etkinlik merkezinde biri resim yapabilir, biri şarkı söyleyebilir, biri top oynayabilir; herkes birbirinden küçük şeyler ister. A1 öğrencisi iki kalıbı tek diyalogda birleştirmeyi öğrenir. Önce yetenek: I can draw. (Çizebilirim.) Sonra rica: Can you give me a pencil, please? (Bana bir kalem verebilir misin, lütfen?) Bu birleştirme, bir sonraki düzeydeki daha uzun sohbetlerin tohumudur.
Sık görülen bir sahne şöyledir. Öğrenci yeteneğini söyler, arkadaş yardım ister, üçüncü kişi katılır. Sözcükler A1 sınırında kalır: help (yardım etmek), show (göstermek), come (gelmek), wait (beklemek), listen (dinlemek). Can you show me, please? (Bana gösterebilir misin, lütfen?) hem öğrenme hem nezaket cümlesidir. Telaffuz ipucu: show me şou mi gibi bitişik duyulur. Öğretmenler dünyada bu sahneyi istasyon çalışmasıyla işler: her masada bir yetenek, her öğrencide bir rica kartı.
Örnek
Etkinlik merkezi. Lara: I can draw animals. Can you sit here, please? (Hayvan çizebilirim. Buraya oturabilir misin, lütfen?) Yiğit: Yes, I can. I can't draw, but I can sing. (Evet, oturabilirim. Çizemem ama şarkı söyleyebilirim.) Lara: Can you sing a song for us, please? (Bize bir şarkı söyleyebilir misin, lütfen?) Yiğit: Yes, of course. I can sing now. (Evet, tabii. Şimdi söyleyebilirim.)
Dünyada nasıl öğretilir ve günlük hayattaki yeri
Birçok ülkede A1 yetenek ünitesi resimli kartlar, evet-hayır zinciri ve kısa rol oynama ile yürür. Öğrenci önce kendi cümlesini kurar, sonra arkadaşına sorar, en sonda küçük bir rica ekler. Bu sıra tesadüf değildir: önce ben, sonra sen, sonra birlikte iş yapmak. Günlük hayatta aynı sıra işler. Yeni bir spora başlarken I can swim a little. (Biraz yüzebilirim.) demek güven verir. Kütüphanede Can you help me, please? demek kapıyı açar.
Sık yanlış anlama şudur: öğrenciler can sözcüğünü yalnızca spor sanır. Oysa A1’de dil, ev işi ve okul da yetenektir: I can speak English a little. (Biraz İngilizce konuşabilirim.) I can make a sandwich. (Sandviç yapabilirim.) I can use a computer. (Bilgisayar kullanabilirim.) Bir sonraki adımda bu cümleler gerekçe ve sıklık kazanacaktır; şimdilik kısa, doğru ve nazik olmak yeter. Her İngilizce sözcüğü ağızda denemek, kın ve kaant farkını duymak, please eklemek bu ünitenin üç altın kuralıdır.
Örnek
Okul sonrası. Ege: I can use a computer. Can you help me, please? (Bilgisayar kullanabilirim. Bana yardım eder misin, lütfen?) Naz: Yes, I can. I can use a computer too. (Evet, yardım edebilirim. Ben de bilgisayar kullanabilirim.) Ege: Thanks. Can you wait a minute, please? (Teşekkürler. Bir dakika bekleyebilir misin, lütfen?) Naz: Yes, of course. (Evet, tabii.)
Sık yapılan yanlışlar
- Yanlış: Fiilden sonra to eklemek: I can to swim. Doğrusu: Modal can den sonra fiil yalın gelir. Doğrusu: I can swim. (Yüzebilirim.)
- Yanlış: Türkçedeki bilmek ile karıştırıp I know swim veya I know to swim demek. Doğrusu: Beceri için A1’de can kullanılır. Doğrusu: I can swim. know bilgi içindir: I know the answer. (Cevabı biliyorum.)
- Yanlış: Olumsuzu can not diye ayrı ve zayıf okumak ya da don't can demek. Doğrusu: A1’de tek sözcük can't (kaant) kullanılır. don't can hiç kurulmaz. Doğrusu: I can't sing.
- Yanlış: Sözdizimini Türkçe gibi kurmak: Can you football play? Doğrusu: İngilizcede fiil nesneden önce gelir. Doğrusu: Can you play football? (Futbol oynayabilir misin?)
- Yanlış: Rica ile yeteneği ayırt edememek ve please unutmak. Doğrusu: Yetenek sorusu bilgi ister, rica sorusu yardım ister. Rica için Can you help me, please? demek hem doğru hem naziktir.
Bir adım ileri
Bir üst basamakta, A2’de yetenekler geçmişe ve nezakete açılır. could hem geçmiş yetenek (I could swim when I was six.) hem daha nazik rica (Could you help me?) için gelir. be able to ile daha uzun cümleler kurulur. Hobiler sıklık zarflarıyla anlatılır: I can play the piano well. Şimdilik A1’de kısa, doğru ve nazik kalmak, o basamağın sağlam zeminidir.
Özet
A1’de yetenek I can ve I can't ile, rica Can you... please? ile anlatılır; fiil her zaman yalındır. Parkta, sınıfta ve etkinlikte bu iki kalıp yan yana yaşar. Kısa cevap, doğru telaffuz ve please ile günlük hayatta hem kendini tanıtır hem yardım istersin.