B2 düzeyinde köşe yazısı okuyup açık oturum dinleyerek toplumsal konularda gerekçeli görüş oluşturmak, medya okuryazarlığının ve demokratik katılımın temelidir.
Üyeler sınırsız test çözer, dersi dinler, Bir'e Bir ders alır ve ilerlemesini görür. Üye olmadan 20 dakika deneyebilirsin.
Köşe yazısının işlevi, tarihi yeri ve B2 okuma hedefi
CEFR B2 can-do hedefi şudur: Öğrenci, yazarın belirli bir tutum aldığı güncel sorunlara ilişkin yazı ve raporları anlayabilir. Köşe yazısı Almancada Kolumne (ko-LUM-ne) veya Kommentar (ko-men-TAAR) adını alır; haberden farkı olayı yalnızca aktarmak değil, bir Standpunkt (ştant-punkt) savunmaktır. Dünyada bu tür metinler medya okuryazarlığı derslerinde sav, kanıt ve karşı sav ayırt edilerek öğretilir. Günlük hayatta köşe yazısı okuyucunun Meinung (MAY-nung) oluşturmasına yardım eder ya da onu sorgulatır.
Alman basınında yorum ve feuilleton geleneği, okuru yalnızca bilgilendirmek değil tartışmaya çekmek için uzun süredir kullanılır; kesin yıl uydurmadan bu işlevi vurgulamak yeterlidir. B2 öğrencisi şu kalıpları tanır: Der Autor vertritt die Auffassung, dass ... (deer AU-toor fer-trit di auf-fa-zung das) yazar şu görüşü savunuyor. Es wird argumentiert, dass ... (es virt ar-gu-men-TEERT das) şöyle argüman getiriliyor. Die Kolumne richtet sich an ein breites Publikum. (di ko-LUM-ne RİH-tet zih an ayn BRAY-tes pu-BLII-kum) Köşe yazısı geniş bir okur kitlesine seslenir. Okurken sorulacak soru şudur: Yazar ne istiyor, hangi örneği veriyor, karşı tarafı nasıl ele alıyor?
Örnek
Örnek köşe cümlesi: Meiner Ansicht nach sollten Schulen mehr über Medienkompetenz unterrichten, weil junge Menschen täglich Nachrichten bewerten müssen. (mayner AN-ziht nah zol-ten ŞUU-len meer üü-ber mee-di-en-kom-pe-TENTS un-ter-rih-ten, vayl yun-ge MEN-şen TEEK-lih NAH-rih-ten be-VER-ten mü-sen) Bana göre okullar medya okuryazarlığını daha fazla öğretmeli, çünkü gençler her gün haberleri değerlendirmek zorunda. Bu cümlede sav sollten ... unterrichten ve gerekçe weil B2 düzeyindedir.
Köşe yazısını okurken not alma, özet ve kendi tutumunu yazma
B2 okuma can-do hedefi: Öğrenci yazarın tutumunu belirleyebilir, ana fikri destekleyici ayrıntılardan ayırabilir ve metni kendi sözleriyle özetleyebilir. Kütüphanede yalnız okumak, hızı düşürüp These (TEE-ze), Argument (ar-gu-MENT) ve Beispiel (BAY-şpiil) üçlüsünü işaretlemeyi kolaylaştırır. Sık bağlaçlar: einerseits ... andererseits (ay-ner-zayts ... an-de-rer-zayts) bir yandan ... diğer yandan; dennoch (DEN-noh) yine de; darüber hinaus (da-rüü-ber hi-NAUS) ayrıca; im Gegensatz dazu (im GEE-gen-zats da-TSUU) buna karşılık.
Kendi görüşünü not almak pasif okumayı aktif hale getirir. Öğrenci şunu yazar: Ich stimme dem Autor teilweise zu, aber ich sehe auch Nachteile. (ih ŞTİ-me deem AU-toor TAYL-vay-ze tsuu, aa-ber ih ZEE-e auh NAHHT-tay-le) Kısmen katılıyorum ama dezavantajlar da görüyorum. Özet kısa tutulur: kim, hangi konuda, hangi gerekçeyle, hangi sonuca varıyor. Bir sonraki adım bu notlardan sözlü bir Stellungnahme (ŞTEL-lung-naa-me) yani tutum bildirisi üretmektir. Telaffuz ipucu: teilweise TAYL-vay-ze, Nachteile NAHHT-tay-le, dennoch DEN-noh.
Örnek
Kısa özet örneği. Metin savı: Homeoffice spart Zeit, schadet aber dem Teamgeist. (HOOM-ofis şpaart tsayt, ŞAA-det aa-ber deem TIIM-gayst) Evden çalışma zaman kazandırır ama takım ruhuna zarar verir. Öğrenci notu: Vorteil: weniger Pendeln. Nachteil: weniger persönlicher Kontakt. Meine Meinung: eine Mischung ist besser. (FOR-tayl: VAY-ni-ger PEN-deln. NAHHT-tayl: VAY-ni-ger per-ZEEN-li-her kon-TAKT. may-ne MAY-nung: ay-ne Mİ-şung ist BE-ser) Avantaj daha az yol, dezavantaj daha az yüz yüze iletişim; karışık model daha iyi.
Açık oturumu dinlemek: konuşmacı, dinleyici ve tutum etiketleme
CEFR B2 dinleme can-do hedefi: Öğrenci, güncel olay programlarının ve tartışmaların çoğunu standart dile yakın konuşulduğunda anlayabilir. Almancada açık oturum Podiumsdiskussion (po-di-ums-dis-kus-YON) veya televizyonda Talkshow (tolk-şo) olarak geçer. Konuşmacı Sprecher (ŞPRE-her) bir sav atar; dinleyici Zuhörer (TSUU-höö-rer) alkış, soru veya sessizlikle tepki verir. Dinlerken amaç her cümleyi çevirmek değil, kimin hangi Position (po-zi-tsı-YOON) aldığını etiketlemektir.
Dünyada bu tür dinleme not alma şablonlarıyla öğretilir: kim konuşuyor, ne istiyor, hangi örnek, karşı çıkan ne diyor. Yararlı kalıplar: Der erste Gast betont, dass ... (deer ER-ste gast be-TOONT das) İlk konuk şunu vurguluyor. Im Gegensatz dazu meint die Expertin ... (im GEE-gen-zats da-TSUU maynt di ex-PER-tin) Buna karşılık uzman şöyle düşünüyor. Es kommt darauf an, wie man die Zahlen liest. (es komt da-RAUF an, vii man di TSAA-len leest) Rakamları nasıl okuduğunuza bağlı. Könnten Sie das bitte genauer erklären? (kön-ten zii das Bİ-te ge-NAU-er er-KLEE-ren) Bunu biraz daha açıklar mısınız? Telaffuz: Diskussion sonunda yon, obwohl op-VOOL, betont be-TOONT.
Örnek
Kısa diyalog: A: Ich bin der Meinung, dass öffentliche Verkehrsmittel günstiger und umweltfreundlicher sind. (ih bin deer MAY-nung das ÖF-ent-li-he FER-keer-smi-tel GÜN-sti-ger und UM-velt-froind-li-her zint) Bence toplu taşıma daha ucuz ve daha çevre dostudur. B: Das mag stimmen, aber auf dem Land gibt es oft keine gute Verbindung. (das maak ŞTİ-men, aa-ber auf deem lant gipt es oft KAY-ne GUU-te fer-BİN-dung) Bu doğru olabilir ama kırsalda çoğu zaman iyi bağlantı yoktur. A: Deshalb sollte der Staat mehr investieren. (DES-halb ZOL-te deer ştaat meer in-ves-TEE-ren) Bu yüzden devlet daha fazla yatırım yapmalı. Das mag stimmen, aber yumuşak karşı çıkış kalıbıdır.
Ekrandaki anlık anket: yüzdeyi tartışmaya bağlamak
Birçok açık oturumda izleyici anlık Umfrage (UM-fraa-ge) yani anketle ölçülür; sonuç yüzde grafiği olarak çıkar. B2 öğrencisi şunları okuyabilir: Die Mehrheit ist dafür. (di MEER-hayt ist da-FÜR) Çoğunluk lehinde. Nur eine Minderheit lehnt das ab. (nuur AY-ne MİN-der-hayt lent das ap) Yalnız bir azınlık bunu reddediyor. Die Meinungen sind geteilt. (di MAY-nun-gen zint ge-TAYLT) Görüşler bölünmüş. Unentschieden (un-ent-ŞEE-den) kararsız demektir. Sayılar tek başına kanıt değildir; nasıl sorulduğu, kimlerin katıldığı ve ne zaman ölçüldüğü yorumu değiştirir.
Dünyada medya derslerinde grafikle sözü birlikte okutmak yaygındır, çünkü izleyici yüzde yüksekse o halde doğru yanılgısına düşebilir. Yararlı cümleler: Laut der Umfrage halten 62 Prozent die Idee für sinnvoll. (laut deer UM-fraa-ge HAL-ten zvo-und-ZİK-tsih per-TSENT di i-DEE füür ZİN-fol) Ankete göre yüzde 62 fikri anlamlı buluyor. Man sollte jedoch vorsichtig sein, weil die Gruppe klein sein kann. (man ZOL-te YEE-doh FOR-zih-tih zayn, vayl di GRU-pe klayn zayn kan) Yine de temkinli olmalı, çünkü grup küçük olabilir. B2 matematik derinliği yüzde okumak ve çoğunluk-azınlık dilini kullanmakla sınırlıdır; istatistik formülü beklenmez.
Örnek
Somut sahne: Konu plastik poşet. Grafik: yüzde 55 dafür, yüzde 30 dagegen, yüzde 15 unentschieden. Konuşmacı: Die Umfrage zeigt eine klare Tendenz, aber sie ersetzt keine genaue Prüfung. (di UM-fraa-ge tsaykt AY-ne KLAA-re ten-DENTS, aa-ber zii er-ZETST KAY-ne ge-NAU-e PRÜÜ-fung) Anket açık bir eğilim gösteriyor ama ayrıntılı incelemenin yerini tutmaz. Öğrenci notu: Çoğunluk var, gerekçe henüz tam değil.
Ekran başında tartışmak: dinlediklerini günlük dile çevirmek
Can-do hedefi: Öğrenci izlediği tartışma üzerine görüşlerini görece akıcı biçimde ifade edebilir, avantaj ve dezavantajları sıralayabilir. Evde televizyon başında konuşmak sınıf dışı en doğal pratiktir. Kalıplar: Ich sehe das ähnlich. (ih ZEE-e das EEN-lih) Benzer görüyorum. Da bin ich ganz anderer Meinung. (daa bin ih gants AN-de-rer MAY-nung) Tamamen başka görüşteyim. Es hängt davon ab, ob ... (es hengt da-FON ap op) ... olup olmadığına bağlı. Man darf nicht vergessen, dass ... (man darf niht fer-GE-sen das) Unutulmamalı ki. Ich würde sagen, dass ... (ih VÜR-de ZAA-gen das) Şunu söylerdim ki.
Kısa ev içi diyalog B2 sözcük dağarcığını aşmaz. Aile bireyleri programdaki bir savı tekrarlar, sonra kendi deneyimlerini ekler. Bu dinleme ile konuşmayı birleştirir. Sık bağlaçlar: weil (vayl) çünkü, fiil sonda; deshalb (DES-halb) bu yüzden, sonra düz cümle; trotzdem (TROTS-deem) buna rağmen. Telaffuz: ähnlich EEN-lih, anderer AN-de-rer, vergessen fer-GE-sen. Amaç program bittikten sonra üç cümlelik bir Fazit (FAA-tsit) yani sonuç çıkarmaktır. Günlük hayatta aynı kalıplar sınıf tartışması, kulüp toplantısı ve kısa sunumda da işe yarar.
Örnek
Kısa diyalog: A: Hast du die Debatte gesehen? Ich fand die Argumente zum Klimaschutz überzeugend. (hast duu di de-BA-te ge-ZEE-en? ih fant di ar-gu-MEN-te tsum KLII-ma-şuts üü-ber-TSOY-gent) Tartışmayı gördün mü? İklim koruma argümanlarını ikna edici buldum. B: Teilweise ja. Aber die Kosten für Familien wurden kaum erklärt. (TAYL-vay-ze yaa. aa-ber di KOS-ten füür fa-MII-lyen VUR-den kaum er-KLEERT) Kısmen evet. Ama aileler için maliyetler neredeyse hiç açıklanmadı. A: Stimmt. Trotzdem halte ich Veränderungen für notwendig. (ştimt. TROTS-deem HAL-te ih FER-en-de-run-gen füür NOT-ven-dih) Doğru. Yine de değişiklikleri gerekli buluyorum.
Türkçe kaynaklı sık hatalar ve doğru B2 kullanımı
Türkçe düşünen öğrenci sıkça sözcük sözcük çevirir. Ich denke, dass her cümlede tekrarlanır; oysa B2 çeşit ister: meiner Meinung nach (mayner MAY-nung nah), ich bin der Ansicht, dass (ih bin deer AN-ziht das), ich halte ... für (ih HAL-te ... füür), es scheint mir, dass (es şaynt meer das). weil den sonra Türkçe gibi özne-fiil sırası yazılır; doğrusu çekimli fiilin sonda olmasıdır: weil die Stadt zu laut ist (vayl di ştat tsuu laut ist). deshalb ile weil aynı cümlede üst üste bindirilmez. Ich bin Meinung eksik ve yanlıştır; doğru Ich bin der Meinung, dass ... biçimidir.
Yanlış dost: aktuell (ak-tu-EL) güncel demektir, İngilizce actual değildir. bekommen almak demektir, become değildir. Görüş cümlesinde yalnız interessant gerekçe sayılmaz; B2 de neden eklenir. Başka hata: Ich bin einverstanden mit yerine düzgün Ich stimme zu veya Ich bin damit einverstanden (ih bin DAA-mit AYN-fer-ştan-den) kullanılır. Telaffuz tuzağı: nach NAH, auch AUH, durch DURH. obwohl op-VOOL yan cümle açar ve fiili sona atar: obwohl es teuer ist (op-VOOL es TOY-er ist) pahalı olmasına rağmen.
Örnek
Hatalı: Ich denke dass weil Verkehr schlecht ist deshalb Bahn besser ist. Doğrusu iki yoldan biri: Weil der Verkehr schlecht ist, ist die Bahn besser. (vayl deer FER-keer şleht ist, ist di baan BE-ser) veya Der Verkehr ist schlecht. Deshalb ist die Bahn besser. (deer FER-keer ist şleht. DES-halb ist di baan BE-ser) Trafik kötü olduğu için tren daha iyidir. İkinci düzeltme: Hatalı Ich bin Meinung. Doğru: Ich bin der Meinung, dass ... veya Meiner Meinung nach ...
Sık yapılan yanlışlar
- Yanlış: Köşe yazısı nesnel bir haber metnidir. Doğrusu: Köşe yazısı yazarın tutumunu taşıyan yorumdur. Haber kim, ne, nerede sorularını yanıtlar; köşe yazısı neden ve nasıl düşünülmeli sorusuna yönelir.
- Yanlış: Açık oturumda en çok konuşan veya en yüksek sesli kişi haklıdır. Doğrusu: B2 dinlemede süre veya ses değil, gerekçe, örnek ve karşı savın niteliği değerlendirilir.
- Yanlış: Anlık anket grafiğindeki yüzde tüm toplumun kesin görüşüdür. Doğrusu: Grafik o andaki izleyiciyi veya sınırlı bir grubu gösterir. Soru biçimi ve katılım sonucu etkiler.
- Yanlış: Almancada görüş bildirmek için yalnızca ich finde yeterlidir. Doğrusu: B2 de meiner Meinung nach, ich bin der Ansicht, ich halte ... für, es scheint mir, dass gibi çeşit beklenir.
- Yanlış: weil cümlesinde fiil Türkçedeki gibi ortada kalabilir. Doğrusu: weil yan cümle kurar ve çekimli fiil en sonda yer alır. deshalb ise yeni bir ana cümle başlatır.
Bir adım ileri
Bir üst düzeyde, C1 e doğru, öğrenci ironiyi, ima edilen tutumu ve çelişen kaynakları ayırt eder. Kendi köşe yazısını daha karmaşık bağlaçlar ve ölçülü nominalleştirmelerle yazar. Açık oturumda söz kesme, diplomatik itiraz ve özetleme stratejilerini kullanır. Akademik tartışmada kaynak göstererek sav-karşı sav yapısı kurması beklenir.
Özet
Köşe yazısı ve açık oturum, B2 de toplumsal tartışmayı okuyup dinleyerek gerekçeli görüş üretmeyi öğretir. Öğrenci savı, karşı savı, yüzdeyi ve günlük konuşma kalıplarını birbirine bağlar. Türkçe sözdizimini ve tekdüze ich denke kalıbını bırakıp B2 bağlaçları ve tutum ifadeleriyle konuşmak bu konunun özüdür.